Telefonum artik aynen diye otomatik cevap atmaya baslicak

TANIDIK BİRİ GÖRÜNCE ÜSTÜNE ARABA SÜRMEK

yapimhatasi:

arkasından korna çalıp korkutmak

TANIDIK BİRİ GÖRÜNCE ÜSTÜNE ARABA SÜRMEK

kurtcobainseverim:

“Sakallarının arasında kızıllar olduğunu ve gittiğin sabah güneşin altında nasıl parladıklarını hatırlıyorum.

izlediğim en güzel film serisi.

  • Before Sunrise
  • Before Sunset
  • Before Midnight

Babasını ALS’den kaybeden Başak Toraman’ın isyanı: “İster bağış yapın, ister kafanızdan aşağı su boşaltın, ama rica ediyorum, eğlenmeyin!”

ALS hastalığı ile ilgili farkındalık kampanyasını gördüğümde sevindim aslında. Çünkü babamın hastalığını başkalarına anlatabilmemin tek yolu “futbolcu Sedat’ın hastalığı” demekti.

En azından insanlar hastalık hakkında bilgi sahibi olacaklar, hastaların ve yakınlarının neler yaşadığını biraz da olsa bilecekler diye. Ama artık kampanyanın amacını aşarak; kafadan su dökülerek,eğlence haline getirilmesinden babasını 5 ay önce ALS’den kaybetmiş biri olarak, rahatsız olmaya başladım…

Hastalık kabaca; beyinden omurilikteki sinir hücrelerine elektriksel uyarının iletilememesi.

Evet,insanlar artık hastalığın adını biliyor. Ama hastalığın nasıl başladığını, seyrini.. Yakınlarının neler yaşadığını?

Ufacık kol yorgunluğuyla başlayan hastalığın zamanla bir çorba içmek için elini kaldıramayıp,başını kaşığa eğmeye çalıştıracak hale getirmesini, gururu incinmesin morali bozulmasın diye “baba ben yedireyim mi” diyemediğini?

Doktorunun daha doğrusu ALS konusunda uzman profesörün ”Hastaneye getirip yorma, sen takip et gelip bana anlat” dedikten sonra “Rahat bırakın sigarasını içsin,yapabileceği keyif aldığı ne varsa yapsın, çünkü fazla zamanı yok hastalığı çok hızlı ilerliyor” dediği zaman çaresizliğin ne demek olduğunu?

Hastaneden eve geldiğinde babasının bakışlarındaki ‘mucize ilaç’ beklentisini? “Baba bu hastalıkla yaşamak zorundayız,tedavisi yok” demenin ne kadar zor olduğunu? O dağ gibi adamın kısacık bir zamanda içine kapanmasını, gözünün önünde erimesini ve hiçbir şey yapamamayı?

Her gün ölümünün ne şekilde olacağını düşünmeyi?  Ölmeden bir gün önce yoğun bakımda, sesini duyduğunu ümit ederek babayla vedalaşmayı, yangın merdivenlerinde tek başına bağırarak ağlamayı? “Anne gelin, sizi bekliyor” demenin nasıl bir şey olduğunu?

Ertesi sabah doktorunun arayıp “Kaybettik” dediğinde, annesini kardeşlerini nasıl uyandıracağını bilememeyi?

6 ay boyunca her gün ağlayan gözlerin, 1 hafta boyunca kuruduğunu?

Tek tesellisinin “Allah yatağa düşürmeden yanına aldı” demenin nasıl bir şey olduğunu…

Bu yazı kimseyi üzmek için değil, az da olsa bir şeyleri anlatabilmek için yazıldı.

Sizden ricam bu yazıyı paylaşın.

İster bağış yapın, ister kafanızdan aşağı su boşaltın vs. vs. ama rica ediyorum, bununla eğlenmeyin!

Benim nasıl biri olduğum senin kim olduğuna göre değişir